
Son birkaç gündür, gıda zehirlenmesi şüphesi nedeniyle büyük bir trajedi yaşayan bir aileyi konuşuyoruz.
Almanya’dan 9 Kasım’da İstanbul’a tatile gelen aile, 11 Kasım’da Ortaköy’de bir seyyar satıcıdan midye, ardından bir restoranda tavuk, tantuni ve sucuk yedi. Aynı gün aile bireyleri mide bulantısı ve kusma şikâyetiyle hastaneye başvurdu, tedavinin ardından Fatih’teki otellerine döndüler.
Otelde anne Çiğdem B., küçük kızları Masal’ı hareketsiz bulunca sağlık ekipleri tekrar çağrıldı ve aile yeniden hastaneye kaldırıldı. Ancak 3 yaşındaki Masal ve 6 yaşındaki Kadir Muhammet hayatını kaybetti; anne Çiğdem B. de sonraki sabah yaşamını yitirdi. Baba Servet B. ise hâlen yoğun bakımda tedavi ediliyor.
Elde mevcut bilgiler bu feci olayda gıda güvenliği ile ilgili sorunlara işaret ediyor. Durum henüz netlik kazanmadı; ama bu üzücü olay kritik bazı sorunlara dikkat çekmeyi gerektiriyor.
Bu yazıda gıda güvenliği açısından son yıllarda su ürünlerinde dünya genelinde önem kazanan iki patojene dair bilgileri derlemeye çalışacağım.
Ailenin yaşadığı olayda bu iki patojenin önemli rol oynadığını düşünüyorum.
Yapılan analizler sonucunda bambaşka bir etken ya da etkenler açığa çıkabilir. Ancak bu durum yapacağım uyarının etkisini azaltmayacaktır. Ağır ağır üzerimize gelen ve hızla önlemler almazsak çok can yakacak bir gıda güvenliği sorunu ile karşı karşıyayız.
Son birkaç yıl içinde Marmara Denizi’nde, Ege’de ve İzmir Körfezi’nde avlanan balıklar üzerinde yapılan incelemeler hemen hemen tüm balık türlerinde vibrio kökenli enfeksiyon etkenlerinin belirlendiğini gösteriyor. Uzun yıllardır bu konularda araştırma yapan sevgili arkadaşım Levent Artüz, Vibrio cinsi bakterilerden kaynaklanan bir salgından söz edebileceğimizi dile getiriyor.
Müsilaj Sorunu
Mesele sadece Marmara Denizi ile de sınırlı değil. Geçtiğimiz yaz İzmir’de Çeşme kıyılarına vuran yüzlerce orkinos balığının ölümüne yol açan etkenin ne olduğunu tam olarak hala bilmiyoruz. Balık ölümleri ilk olarak doğada başlamış sonra balık çiftliklerine sıçramıştı. Ölen balıklar üzerinde inceleme yapan Levent Artüz, balıkların ölümüne Vibrio cinsi bakterilerin yol açtığını; Marmara ve Ege Denizi’ndeki kirliliğin, iklimdeki değişikliklerin ve müsilaj sorununun balıklar ve kabuklu deniz canlıları açısından ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını dile getiriyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı orkinos balıklarından örnek almıştı, yapılan analizlerde Vibrio cinsi bakterilere bakıldı mı bilmiyoruz.
Marmara Denizi’nde ve İzmir Körfezi’nde yıllardır süregelen kirlilik ve açığa çıkan müsilaj sorunu deniz ekosisteminde tahribata, tüketilen su ürünlerinde de ciddi gıda güvenliği sorunlarına yol açıyor.
Son yaşanan ve bir ailenin mahvolmasına yol açan olayın bu sorunlarla bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Aile üyelerinin hayatını kaybetmesine yol açan etkenin ne olduğuna dair en doğru değerlendirme tetkikler bittiğinde açığa çıkacak.
Dolayısıyla bu konuda yapacağım değerlendirme bir tahmin olacaktır. Ancak bu tahminle ortada potansiyel bir gıda güvenliği sorunu olduğunu da göstermeyi amaçlıyorum.
Yazıda zaman zaman akademik yayınlara dayalı olarak bazı tıbbi değerlendirmelerde de bulundum, bir hekim değilim ve umarım bir hadsizlik yapmamışımdır; temel amacım üzerimize gelen ve halk sağlığını yakından ilgilendiren bir gıda güvenliği sorununa detaylı olarak değinmek çünkü.
Ekosistem çöküşü patojenleri hareketlendirir
Marmara Denizi 2021 yılından beri ciddi bir müsilaj sorunu ile karşı karşıya.
Müsilaj sorununu bir ekosistem çöküşü olarak görmek gerekir. Bu çöküş bünyesinde çok sayıda patojen türü barındıran Vibrio bakteri ailesi için geniş bir yaşam alanı ve çoğalma fırsatı yaratıyor.
Müsilajın çok sayıda patojene ev sahipliği yapmasının mekanizmaları tam olarak açık olmasa da müsilajın karmaşık organik yapısının patojenlere kolonizasyon ve hayatta kalmaları için uygun koşullar sağlayan mikro nişler sunduğu varsayılıyor.
Peki Marmara Denizi’nde durum ne?
Mustafa Oral Öncül ve Zerrin Aktaş’ın “Potential Clinical Hazards of Pathogenic Microorganisms in Mucilage” başlıklı kitap bölümünde, Marmara Denizi müsilaj örneklerinde, Vibrio spp., Salmonella spp. ve Aeromonas spp. gibi (Vibrio spp. ifadesi, Vibrio adlı bakteri ailesine ait türlerin tamamı anlamına gelir) patojen bakterilerin yüksek konsantrasyonlarda saptandığı, müsilajın bu patojenleri yoğunlaştıran ve insan sağlığı açısından risk oluşturan bir mikrobiyal rezervuar olduğu ifade ediliyor.[1]
Üçok ve ark. (2025), Marmara Denizi’ndeki 2021 müsilaj felaketinden sonra balık ve midye örneklerinde mikrobiyal güvenliği değerlendirdikleri çalışmada, müsilajdan etkilenen türlerde Vibrio parahaemolyticus ve Vibrio cholerae gibi türlerin varlığı ve oluşturduğu riski inceledi. Çalışmada müsilaj olayı sonrası deniz ürünlerinde patojen Vibrio yükünün insan sağlığı açısından dikkate değer bir risk oluşturduğu vurgulanıyor.[2]Araştırmacılar inceledikleri midye örneklerinde tespit ettikleri patojen bakteriler hakkında şu bilgiyi veriyor:
“V. parahaemolyticus balıkçılık sezonu boyunca deniz ürünleri örneklerinin %78,43’ünde bulunmuştur. Salmonella spp. müsilaj felaketinden hemen sonra yapılan ilk örnekleme sırasında bulundu. E. coli O157:H7 ise örneklerde yaygın olarak saptandı“.
Denizlerde oluşan müsilaj kütleleri, organik maddece zengin ve durağan yapıları sayesinde Vibrio cinsi bakterilerin yüzeye tutunmasını, yoğunlaşmasını ve uzun süre hayatta kalmasını kolaylaştıran jelimsi mikrobiyal “sıcak noktalar” oluşturuyor.
Akdeniz ve Marmara Denizi’nden yapılan çalışmalar, müsilaj kütlelerinde Vibrio spp.’nin çevre suyuna göre daha yüksek yoğunluklarda bulunduğunu ve insan sağlığı açısından anlamlı bir risk taşıdığını gösteriyor.
Müsilajdaki patojenler midyeye nasıl bulaşıyor?
Midyeler (Mytilus spp., özellikle Akdeniz midyesi Mytilus galloprovincialis) deniz suyunu süzerek beslenir.
Bir litre suyu dakikalar içinde süzebilirler.
Bu nedenle suda bulunan tüm bakterileri konsantre eder ve müsilaj içindeki bakterileri normal suya göre daha yüksek oranda biriktirirler. Bir araştırmada “İstiridye ve midye” gibi kabuklu deniz canlılarının dokularındaki bakteri miktarının 1 gramda 100.000’e kadar çıkabildiği ve bu sayının deniz suyundaki bakteri miktarının yaklaşık 100 katı olduğu belirtilmiştir.
Sudaki Vibrio bakterisi bolluğunu arttıran müsilaj dönemlerinde midyelerin içinde bulunan Vibrio bakterilerinin de deniz suyuna kıyasla yüzlerce hatta binlerce kat daha fazla olabileceği düşünülebilir.
Akademik literatüre göre, müsilajın olduğu bölgelerde deniz ürünleri Vibrio bakterileri ile daha fazla kontamine oluyor. Temizlik, soğukta muhafaza, uygun bir ısıl işleme tabi tutma ve tüketim gerçekleşene kadar uygun koşullarda bekletme gibi temel gıda güvenliği önlemlerinin alınmadığı gıdalar sağlık riski yaratacaktır. Literatürde çiğ veya az pişmiş kabuklu deniz ürünleri yemek, Vibrio kaynaklı gıda zehirlenmelerinin en önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.
Bu noktada ise Vibrio vulnificus son derece önem arz eden bir patojen olarak karşımıza çıkıyor.
Vibrio vulnificus
Vibrio vulnificus Dünya çapında deniz ürünleriyle ilişkili ölümlerin çoğundan sorumlu olan çok ölümcül, fırsatçı bir insan patojeni. Haliçler, nehirler, deltalar, kıyı şeritleri ve daha derin okyanus yüzeyleri gibi deniz ortamlarında yaşıyor.
Yapılan çalışmalar dünya genelinde Vibrio vulnificus kaynaklı gıda enfeksiyonlarında artış olduğuna işaret ediyor.
ABD’de 2002–2007 yılları arasında bildirilen 75 vakanın incelendiği bir çalışmada, kişinin tek bir istiridye ya da 24 istiridye tüketmiş olmasının V. vulnificus kaynaklı hastalık semptomlarının ortaya çıkış zamanını değiştirmediği görülmüştür. Semptomlar 0–7 gün arasında ortaya çıkmış, ortalama başlangıç süresi 2 gün, tipik başlangıç ise ilk 24 saatiçinde gerçekleşmiştir.
Aynı çalışmada, sadece 1 istiridye tüketenlerin %33’ünün, 24’ten fazla istiridye tüketenlerin ise %25’inin öldüğü rapor edilmiştir. Bu bulgular, tüketilen istiridye sayısının ne hastalığın şiddetini ne de ölüm riskini belirgin biçimde etkilemediğini gösteriyor.
Bu sonuçlar, virülansı yüksek (daha saldırgan, daha zarar verici özellikler taşıyan genlere sahip) V. vulnificus bakterilerini içeren tek bir istiridyenin (ya da midyenin) bile, özellikle kırılgan bireylerde (çocuklar, yaşlılar, bağışıklığı zayıf kişiler) enfeksiyonu başlatmak için tamamen yeterli olabileceğini düşündürüyor.
Bu bilgiler ışığında ailenin başına ne gelmiş olabileceğine dair bir tahminde bulunmak mümkün.
Elde mevcut tüm bilgiler, zaman çizelgesi, klinik tablo ve otopsi verileri bir araya getirildiğinde bu olayda V. vulnificus en güçlü baş şüpheli olarak görülüyor.
Gıda güvenliği literatürü bu bakterinin midyede V. parahaemolyticus isimli bir başka bakteri ile birlikte bulunma ihtimalinin çok yüksek olduğunu belirtiyor. Her iki bakteri de kabuklu deniz ürünlerinde bir arada bulunabiliyor. Bu literatürde defalarca belgelenmiştir (özellikle sıcak ve kirli kıyı sularında). Bu nedenle Ortaköy vakasında iki Vibrio türünün birlikte maruziyeti teorik olarak çok mümkün.
Bu iki bakterinin bir arada olma ihtimali ise ailenin neden bu kadar ciddi bir şekilde etkilendiğine daha iyi bir açıklama getirebilir.
Vibrio parahaemolyticus
Vibrio parahaemolyticus ılık denizlerde yaşayan bir bakteri. Genellikle midye, istiridye, karides ve balık tüketimiyle insanlara bulaşır. Yaz aylarında Marmara Denizi gibi ısınmış, kirli, organik yükü artmış sularda yoğunlaşabilir. Deniz ürünleri kaynaklı en sık gözlenen gastroenterit etkenlerinden biri; ama V. vulnificuskadar öldürücü değil. Ölüm oranı çok düşük genelde %1’in altında. Yol açtığı hastalık gıdanın tüketilmesinden 12 ila 24 saat sonra sulu ishal, karın ağrısı, bulantı, kusma ve ateş gibi belirtilerle açığa çıkıyor.
Her iki bakteri de kabuklu deniz hayvanlarının (çoğunlukla istiridyelerin ve midyelerin) midelerine ve balıkların bağırsaklarına yerleşerek besin zincirine girer. Bu bakterilerle bulaşık deniz ürünlerinin tüketilmesi veya kirli su/deniz ürünleriyle doğrudan kesik, sıyrık ya da yaralı olan bir vücut bölgemizin teması yoluyla da insanlar enfekte olur.
V. parahaemolyticus ölümcül bir bakteri olarak nitelenmiyor. Çoğunlukla küçük çocuklarda bağışıklığı baskılanmış kişilerde ağır seyreden bir hastalığa yol açtığı belirtiliyor. Ancak V. vulnificus vücuda girdikten sonra, özellikle de kana karışıp sepsise (ağır yaygın enfeksiyon) yol açtığında çok ölümcül bir bakteri.
V. vulnificus kaynaklı gıda enfeksiyonunda ilk belirtiler 2–24 saat, septik şok 12–48 saat ve ölüm ise 24–72 saat aralığında açığa çıkıyor.
Aile bireylerinin tümünün yediği tek gıda ürününün midye olması ve çok kısa sürede ağır bir hastalık tablosunun açığa çıkması bu iki bakterinin aynı anda aile bireylerine geçtiği kuşkusunu güçlendiriyor.
Böyle bir durumda ne olur?
Bu iki bakterinin birlikte bulunması klinik tabloyu dramatik şekilde ağırlaştırmış olabilir.
V. parahaemolyticus ishale ve bağırsak bariyerinin zarar görmesine yol açar. Bu durum, vücudun sıvı-elektrolit dengesini bozar ancak aynı zamanda V. vulnificus’un bozulmuş bağırsak bariyerlerini aşarak kana karışmasını da çok kolaylaştırır. V. vulnificus’un damar sistemine geçişi hızla gelişen bir sepsise yol açar.
Aile bireylerine yapılan otopside belirlenen mide duvarında kanama, hiperemi bulguları V. vulnificus’un oluşturacağı zararla uyumlu görünüyor. Literatürde V. vulnificus kaynaklı sepsis olgularında dizlerde ekimoz ve yumuşak doku kanamaları da bildiriliyor ki bu vakada dizlerde ekimoz bildirilmiş olması da (eğer başka bir neden yoksa) V. vulnificus ihtimalini güçlendiriyor.
Bu nedenle, “birlikte maruziyet” teorik olarak ağır ölüm seyrini açıklayabilecek bir senaryo olabilir. V. vulnificus tek başına da ölümcül bir bakteri ancak V. parahaemolyticus ile birlikte bulunması hastalık seyrini daha da ağırlaştırarak bu vahim duruma yol açmış olabilir.
V. parahaemolyticus ve V. vulnificus, zehirlenme geçiren bir kişinin kusmuk (gaita, mide içeriği) veya dışkı örneklerinden yüksek doğrulukla tespit edilebilir. Yapılacak analizler sonucunda gerçek durumun ne olduğu açığa çıkacaktır.
Burada yaptığım değerlendirmenin sadece bu vahim olayla ilgisi olmadığını, Marmara ve Ege’de özellikle de İzmir Körfezi’nde içinde olduğumuz ama henüz yeterince görünür olmayan durumun ciddi gıda güvenliği sorunlarına yol açtığını/açabileceğini hatırlatmak isterim.
Ve her zaman olduğu gibi, ekosistemdeki her bozulmanın ve dikkatle bakmadıkça fark edemeyeceğimiz görünmez tehlikelerin bedelini en önce ve en ağır biçimde savunmasız olanlar ödüyor: çocuklar.
Dilerim ki bu acı kayıplar, bize doğayı korumanın aslında birbirimizi korumak olduğunu bir kez daha hatırlatır ve gerekli adımları atmak için geç olmadan bizi harekete geçirir.
Sadece gıda güvenliğinde değil, tüm kamusal politikalarda çocuklara öncelik veren ve onları merkeze alan bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Belki de umut buradadır…
(BŞ/EMK)
[1] Öncül, M. O., & Aktaş, Z. (2023). Potential clinical hazards of pathogenic microorganisms in mucilage. In M. Albay (Ed.), Mucilage problem in the Sea of Marmara (pp. 21–90). Istanbul University Press. https://iupress.istanbul.edu.tr/book/mucilage-problem-in-the-sea-of-marmara
[2] https://enviromicro-journals.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/1758-2229.70050?af=R&utm_source=chatgpt.com
Leave a Reply